DÜNYA

Iyi mi Oldu da Bir Beynimizin Olduğu Ortaya çıkarıldı?

İnsan vücudunun bilmecelerle dolu organı olan beyin, eski yıllardan bu yana pek oldukça düşünür ve bilim insanının merak mevzusu oldu. İnsanlık, kendisini öteki canlılardan ayıran en mühim organı olan beyni idrak etmek için gene beynini kullandı.

Aslen ilk olarak filozofların düşüncelerine dayanan beyni keşfetme süreci, zaman içinde tıp biliminin gelişmesiyle daha kuramsal bilgilere dayanmaya başladı. Yunan Felsefeci Aristo, ilk olarak beynin kalbi soğutmak için bir çeşit radyatör görevi gördüğünü düşünmüştü. 

Filozofların düşüncelerin tesiri, vakit içinde tıp bilimindeki artan gelişmelerle beraber düşmeye başladı. Beyni tanıma süreci, somut bilgilerin ışığında devam etti. Peki kimler beyni tanıyıp keşfetmek için beyninin sınırlarını zorladı? Beyin parasız! Niye hamallık yapalım? Hadi gelin inceleyelim…

Aristoteles’e bakılırsa beyin ve akıl içinde hiçbir bağlantı yoktu

aristoteles-heykeli-filozof

Beyin üstüne ilk düşünceler, yukarıda da bahsettiğimiz şeklinde Aristoteles’in anlayışı ile başladı. Aristo, beynin akıl ile ilgili herhangi bir işlevinin olmadığına inandı. Onun için beyin, ‘Alev ateş bir kalbi soğutan’ radyatör görevi görüyordu (Aslen birazcık duygusal bakmış). Şu demek oluyor ki bildiğimiz, otomobillerdeki motoru soğutan parça şeklinde. O dönemdeki hekimler ise beyni ‘Gizemli bir buğu’ olarak tanımladılar. Hatta onlara bakılırsa vücudumuzda gezinen ve hayvansal ruhlardan gelen bu buğu, akıl ve davranışlarımızı etkiliyordu. 

Açılın ben doktorum: Beyin üstüne ilk deneyler adım atar

galen-roma

Antik Roma hekimlerinden Galen, beyin üstündeki bu soyut tartışmalara ‘Açılın ben doktorum’ diyerek katıldı ve ilk deneysel çalışmalara başladı. O dönem insanoğlu üstünde gözlem yapmak yada anatomisini incelemek yasak olduğundan, hayvanlar üstünde bazı deneyler gerçekleştirmiş oldu. Bunların sonucunda beyin kökünün görevlerini tanım etmeyi başaran Galen, beynin dört ventrikülünün düşüncenin yeri bulunduğunu, kişiliğimizin ve bedensel özelliklerimizin buradan geldiğini öne sürdü. Bu, beynin hafızamızın, kişiliğimizin ve düşüncemizin bulunmuş olduğu yer olduğuna dair ilk düşüncelerden biriydi.

Bu işin kitabını yazdı: Bilim aşkı için hırsızlardan ceset çalan anatomist Andreas Vesalius

andreas-vesalius-ceset

16. yüzyılda, Belçikalı anatomist Andreas Vesalius, sinir sisteminin oldukça detaylı bir haritasını oluşturdu. İki yıl süresince yapmış olduğu çalışmaların peşinden çıkan neticeleri kitap haline getirdi. Bu kitapları hazırlarken paraya da kıyan Vesalius, devrin en iyi çizim ustaları ile anlaştı. 7 kitap çıkaran Vesalius, son kitabında insan beyninin yapısına yer verdi. Bu kitapta o güne kadar beynin asla bilinmeyen yerlerini de gösterdi. Vesalius, Galen’in devamlı hayvanlar üstünde deneyler yapmış olduğu için insan anatomisi üstüne pek oldukça yanlış yaptığını düşünüyordu. Kendisi bu yanılgıya düşmemek için katil ve hırsızların bulunmuş olduğu bölgelerden ceset çalarak deneyler yapmış oldu. İnsan bedeni üstüne yapmış olduğu deneylerden sonrasında Galen’in tam 200 hatasını da düzelltti. 

Kafasına demir çubuk giren demiryolu işçisi, beyni anlamaya ışık oldu

kafatası-phineas-gag

1771’e geldiğimizde İtalyan fizikçi Luigi Galvani, sinir sistemi üstünde yapmış olduğu emek harcamalar ışığında elektriksel uyarıların kasların kasılmasını sağlayabileceğini gösterdi. 1848’de Amerikalı demiryolu işçisi Phineas Gage’in kafasına bir demir çubuk çarptı ve beyninin sol ön lobundan geçti. Gage hayatta kaldı sadece bazı kişilik özellikleri değişti. Bu durumu inceleyen doktorlar, belirli beyin bölgelerinin belirli işlevler için mühim bulunduğunu düşündü. 1860 senesinde Alman tabip Carl Wernicke, beynin değişik alanlarının değişik dilbilimsel görevler işlettiğini öne attı. Konuşma yetisini yitirmiş kişilere otopsi meydana getiren Fransız tabip Paul Broca ise, beyin ve dil iletişimi arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardı. 

Beyin üstüne Nobel getiren zamanı emek harcamalar

doktor-eccles

Seneler içinde değişen teknolojinin de bilime olan tesirinin artmasıyla, 1900’lerin başlangıcında anatomistler, beynin en ufak kısımlarını keşfetmek için mikroskoplardan yaralandı. İspanyol sinirbilimci Santiago Ramon y Cajal, sinir hücrelerinin (nöronların) beynin yapı taşları bulunduğunu tespit etti ve 1906 senesinde Nobel Ödülü kazanmıştır. Britanyalı elektrofizyolog Edgar Douglas Adrian ve İngiliz nörofizyolog Charles Scott Sherrington, 1932 senesinde merkezi sinir sistemi anlayışını geliştiren sinaps terimini ortaya attı ve Nobel Fizyoloji Ödülü kazanmıştır. 1963’e geldiğimizde ise İngiliz fizyolog ve biyofizikçiler Alan Hodgkin ve Andrew Huxley ile Avustralyalı nörofizyolog John Eccles, nöronların elektriksel ve kimyasal sinyallerle iyi mi kontakt kurduklarını gösterdikleri için Nobel Ödülü kazanmıştır. 

Beyni idrak etmek mı mühim, yoksa onu doğru kullanmak mı?

dr-house-beyin-use-it

1906 ve 1963 yılları aralığında meydana getirilen emek harcamalar, beyni idrak etmek için bir dönüm noktası oldu. Teknolojideki süratli gelişmeler ile fizik ve genetik bilimi şeklinde alanlarla meydana getirilen ortaklaşa iş ile bilim adamları, beynin detaylı görüntülenmesi ve haritalanmasını sağlamış oldu. İnsanlık, beyni idrak etmek için gene beynini kullanarak pek oldukça aşama kaydetti. Sadece uçsuz bucaksız bu organın tüm bilmecelerini çözmek, hala epey zaman alacak şeklinde görünüyor. Kim bilir, kim bilir yapmamız ihtiyaç duyulan beynin iyi mi çalıştığını anlamaktan öte, onu iyi mi kullanmamız gerektiğine karar vermektir. Yorum sizin…

Kaynak :
https://qbi.uq.edu.au/brain/intelligent-machines/understanding-brain-brief-history



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu