İçeriğe geç

Ruhsal Bozukluklar Bulaşıcı Olabilir mi?


Ruhsal bozukluğa haiz biriyle konuşurken “ya ben de bu şekilde olursam ya ben de kafayı yersem” düşüncesi, aklınızdan geçmiş olabilir. Gözlemleriniz, duyduklarınız bu iddianızı da desteklemiş olabilir. Fakat gerçekte bu durum bu şekilde midir?

Oldukça sevdiğiniz bir kişide şizofreni şeklinde bir ruhsal bozukluğun oluştuğunu düşünün. Bu şekilde bir durumda ona yardım etmek istersiniz, bu yüzden size yaşadıklarını anlatmasını istersiniz. O da başta korkup kaçacağınızı düşünse de sonrasında size güvenip anlatmaya adım atar. Fakat onun hezeyanlarını dinledikçe bir süre sonrasında hakikaten korkmaya başlarsınız ve “acaba bana da mı bulaşıyor ben de mi ‘delirmeye’ başlıyorum” diye düşünürsünüz. 

Doğal ki bu bahsedilen durum hepimiz için geçerli değil fakat her insanın karşılaşacağı durum ve bu mevzu hakkında aydınlatılması ihtiyaç duyulan oldukca fazla mit var. Psikoloji ve psikiyatri bilimleri uzun senelerdir her bir bozukluk için bozukluğun oluşma sebepleri üstünde araştırmalarda bulunuyorlar. Her bir bozukluğun kendine özgü dinamikleri bulunuyor ve hiçbir bozukluk zannedildiği şeklinde tek bir nedenden dolayı oluşmuyor. 

Bozuklukların tek bir sebebi yok!

Toplumsal bilimlerin mevzusu bir çok süre insan ve onun davranışlarıdır. Etik açıdan bir insanı fare şeklinde laboratuvara koyup inceleyemeceğiniz için insan üstünden ‘neden-sonuç’ içeren araştırmalar yapmak zor olsa gerek. Daha oldukca betimsel kısaca ilişkisel araştırmalar yapabilirsiniz. Doğrusu “bunun sebebi budur demek” yerine bununla şunun içinde şöyleki bir ilişki olabilir dersiniz. “Peki bunun ne önemi var?” derseniz eğer, aslen oldukca önemi var. 

Yaptığınız bir araştırmada insan üstündeki tüm değişkenleri denetim edemezsiniz. Tüm değişkenleri denetim ettiğinizi düşünseniz bile deneye katılan şahıs deneyden sıkılabilir, soruların cevaplarını ezberleyebilir. Doğrusu demek istediğim, ruhsal bozukluklarda da aynı şey geçerli. Bozukluğu araştırırken beyindeki bir nörotransmitterin eksikliğinden mi kaynaklanıyor yoksa beyindeki gri maddenin azlığından mı kaynaklanıyor ya da bunlar bir netice mu, genetik faktörler mi etkli, çevresel faktörler mi etkili bunu bir çok süre bilemiyorsunuz. O yüzden bir tek ihtimallerden bahsedebilirsiniz. 

Korkmayın, ailenizde var diye sizde de olmak zorunda değil!

Kalıtımla ruhsal bozuklukların ne kadar aktarıldığına dair araştırmalar oldukca uzun senelerdir yapılıyor. Bu emekler o denli ciddi ki aileler üstünde, ikizler üstünde (tek yumurta ikizleri, çift yumurta ikizleri), evlat edinilmiş çocuklar üstünde 40 yılı aşan emekler bile yapılıyor. Şizofreni şeklinde bazı hastalıkların genetik geçişli olabileceği düşünülüyor. Fakat genetik olarak bir hastalığa yatkın olsanız dahi bulunduğunuz pozitif yönde çevresel şartlar sonucunda asla ortaya çıkmayabilir. 

Beyinde gerçekleşen işlevsel bozukluklardan dolayı oluşan hastalıklar da var.

beyin görüntüleme teknikleri

Beyin görüntüleme emekleri, hızla gelişen teknolojinin gelişmesiyle beraber ilerledi. Manyetik Rezonans (MR), Difüzyon Tensor Görüntüleme(DTI), Pozitron emisyon tomografi (PET) şeklinde görüntüleme teknikleri beyinde gerçekleşmiş olan ve ruhsal bozukluğa yol açabilecek yapısal ve işlevsel bozukluklar hakkında data veriyor.

Fakat burada aslolan mühim olan, “beyinde değişimler olduğundan mi bu bozuklukların yaşandığı yoksa bu bozukluklar aslına bakarsan var olduğundan mi beyindeki bu değişimler yaşandı?” sorusunun cevabıdır. Bu probleminin cevabı, gelinen aşamada hemen hemen bilinemiyor. Aynı şey beyindeki dopamin, glutamat, serotonin, GABA şeklinde nörotransmitterler de ilgilendiriyor. Mesela depresyon şeklinde bozukluklarda hastanın serotonin seviyesinin düşük olduğu bilinir ve verilen antidepresanlarla bunun seviyesi artırılmaya çalışılır ve bu, danışana iyi gelir. Fakat bozukluğun tek sebebi serotonin düşüklüğü müdür, yoksa o bir netice mudur?

İLGİLİ HABER

Antidepresanların Depresyon Tedavisindeki Tesirini Sorgulayan Araştırma: ‘Çözüm Olmayabilirler’

Başımıza gelen olaylar, bozukluğu tetikliyor olabilir. 

Yaşamın erken yıllarında başımıza gelen olaylar, depresyon şeklinde bazı bozuklukları tetikliyor olabilir. İstenmeyen gebelik sonucunda doğan çocuk olmak, annenin gebeliği esnasında çökkünlük geçirmesi, anne karnındayken yaşanılan muhteşem olayların (savaş, sıkıntılı hava koşulları şeklinde) şizofreni ve depresyon şeklinde bozuklukların oluşma riskini arttırdığı bulunulmuş. 

Kişiliğiniz sizdeki bazı bozuklukları tetikliyor olabilir.

Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El Kitabı 5’in (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders 5th Revision, DSM-5) tanımladığı kişilik bozuklukları bulunuyor. Kişilik bozuklukları kadar şiddetli olmasa da aynı özellikleri taşıyan kişilik tipleri de bulunuyor. İşte bu kişilik tipleri bipolar bozukluk şeklinde bozuklukları tetikleyebiliyor. 

Son olarak, bazı bozuklukları da öğreniriz.

fobiler

Geçtiğimiz günlerde Japonların maçlardan sonrasında etraftaki çöpleri topladıkları videolar viral olmuştu. Bazı kültürlerde, ailelerde; titizliğe, kurallara, düzene bu şekilde ehemmiyet verilir. Buna dair net veri olmasa da bu kültürle büyüyen çocuklarda bunaltı, fobiler ve saplantı zorlantı(OKB) şeklinde bozuklukların tetiklendiği düşünülüyor.

Fobilerin öğrenmeyle oluştuğuna dair meydana getirilen Ufak Albert (Little Albert) deneyinde hemen hemen 9 aylık bir bebek olan Albert’e tüylü hayvan korkusu öğretilmişti. Bu ve benzeri deneylerden dolayı bazı ruhsal bozuklukların bu şekilde öğrenme sonucu oluştuğu düşünülüyor.

İLGİLİ HABER

Korkuyu Doğuştan mı Biliriz, Yoksa Sonradan mı Öğreniriz? (Albert Deneyi)

Not: Travmatik olayların başınıza gelmesi, genetik olarak bozukluklara yatkın olmanız şeklinde faktörler olsa da pozitif yönde aile ortamında bulunduğunuz süre bu bozuklukların görülme riski azalır. 

İLGİLİ HABER

Bu Listedeki Kurumlara Başvurarak Parasız Psikolog Desteği Alabileceğinizi Biliyor muydunuz?



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir